31 Ocak 2008 Perşembe

Le Grand Bleu



Luc Besson filmlerini severimm..
Hele bir de Jean Reno işin içine girince değmeyin keyfe :)

1998 yapımı " Le Grand bleu - The Big Blue - " filmini bu haftasonu izleme şansı buldum..
Aslında ambalaj takıntılı bir insan olduğumdan :) metal olan dvd kabına vurulup elime almıştım..

Konuya girmeyeceğim ama şu soğuk kış günlerinde güneşi, sahili, denizi ve deniz altını özleyen herkese şiddetle tavsiye ederim..

Uzun bir film olmasına rağmen son derece kolay, keyifli izlenen ve sinirlere iyi gelen bir film :)..
Terapi gibiydi..
Herşeyi tamam bir filmdi..

Kısacası izleyin iyi gelirr..
Şu günlerde D&R'lardan satın alabilirsiniz sanırım..

Keyifli seyirler..

Daha fazla bilgi için ;

http://www.imdb.com/title/tt0095250/

Nike ve “ Yaradan “ ??



Olmadı..

En baştan beri olmamıştı..

Nihayet 27.01 tarihinde Nike kampanyayı geri çekmeye karar verdi, çok doğru bir hareketti ama bence çok geç kalınmıştı..

En baştan böyle bir pazarlama hatası yapılmamalı, bu kadar temayla – hedef kitleyle ve ürünle bağdaşmayan bir slogan kullanılmamalıydı..

Burhan Çaçan’ın bir türküsünden esinlenildiği ise asla ve asla ifade edilmemeliydi..

Son dönemlerdeki “ muhafazakarlık” rüzgarına asla kapılınılmamalıydı..

Günlerce gazeteler yazdığı için okuyanınız mutlaka vardır kısaca özetlemek gerekirse ;

Nike bahar kampanyasının teması olarak ABD ve Avrupa ülkelerinde, "Yes to shaking what your mama gave you" (Annenin sana verdiklerini çalkalamaya evet) sloganını kullanmış, bu sloganı - hangi akıl, mantık ve ihtiyaç çerçevesinde olduğunu anlayamadığım bir şekilde - Türkiye’de "Yaradanın verdiklerini çalkalamaya evet" olarak uyarlamıştı.

Bu uyarlama yeterince ses getirmişti zaten ama firmanın pazarlama yetkililerinin yaptığı son bir bağdaştırma olayı renklendiren ! son nokta oldu..

Bu sloganı uyarlarken 1987 senesine ait bir Burhan Çaçan eseri olan “ Yaradana yaradana “ türküsünden etkilenildiği ifade edilmiştiii ???

Ürünle, şirket politikasıyla, hedef kitle ve yaş grubu ile bu kadar örtüşmeyen kampanya lansmanlarına az rastlanır bence..

Üstelik işin bu kadar büyük, çok uluslu, kampanya tecrübesi olan ve popüler bir markada olması, bu hataların yapılabilmesi inanılmaz..

Nike bir spor ürünleri şirketi olduğunu, kampanya politikalarını, hedef kitlesini ve yaş grubunu hiç düşünmeyerek şirket imajından son derece uzak bir profil çizmiş ve bunu kendi içinde hazmedemeden lanse etmişti...

İyice düşünülmeden, tartılmadan çıkılan kampanyalar ve yerelleştirilen sloganlar hazımsızlık yaratıp, mideye oturabilir.
En önemlisi markanızı, imajınızı bozabilir..

Bu çok çok iyi ( kötü mü demek lazımm ?? ) ve kimsenin unutmaması gereken bir vaka bence..

Amannn dikkat !!

23 Ocak 2008 Çarşamba

Kapatıyoruz !


Hepimiz aynı değilmiyiz ?

İndirim ya da mağaza kapanış yazısı gördüğümüzde ihtiyaç kavramını tamamen unutup – en kötü ihtimalle Ayşe’ye ya da alt komşuma hediye ederim düşüncesiyle - kendimizden geçip sağa sola saldırıp “ ucuza “ mal almış olmanın mutluluğunu yaşamıyormuyuz ?
Yaşıyoruzzz..

Bununla övünüp “ ay şekerim kapatıyormuş yok pahasına aldım valla “ diyip bir de bu yönümüzle övünmüyormuyuz ?
Övünüyoruzzzz..

Bu arada kredi kartı ekstremizde biriken meblağları görmüyor, o ürünün dışarda daha ucuza bulunabilme ihtimalini düşünmüyor ya da - en önemli noktadır -aldığımız ürünü aslında neden, ne amaçla ve hangi ihtiyacımıza yönelik aldığımızı bilmiyoruz..
Amannn kimin umurunda?
Ucuz mu ?
Ucuzz !!
İşin sihri burada..

Sadece Türk değil tüm tüketicilerin alışveriş alışkanlarında indirim - mağaza kapanış – işyeri tasfiyesi gibi kavramların ne kadar etkili olduğuna dair süper bir örnek var aşağıda Yılmaz Özdil’in kaleminden..

İşyeri sahibine uyanık demekten öte söyleyecek bir söz bulamıyorum..
Ancak iş etiği tartışılır tabii..

Buyrun..

Kapatıyoruz!

İZMİR'de bir mağaza...

Mobilyacı.

Devasa binası var.

Üzerinde, insan boyunda, kocaman harflerle "Kapatıyoruz" yazıyor.

"Kapatıyoruz"u gören...

Hemen içeri dalıyor.

Niye?

Niye olacak...

"Batan geminin malları" hesabı, "piyasanın en uygunu" olsa olsa, odur.

Bir ay geçiyor.

İki ay geçiyor.

"Kapatıyoruz" yazan mağaza, hıncahınç dolu, şakır şakır mal satıyor... "Açığız" yazan mağazalar, sinek avlıyor.

Üç ay geçiyor.

Dört ay geçiyor.

Mobilyacılar Odası, öbür mağazaların şikáyeti üzerine, "Kapatıyoruz" yazan mağazaya gidiyor, "Kardeşim, kapatıyoruz kapatıyoruz diyorsun, kapattığın mapattığın yok" diyor.

"Kapatıyoruz" yazan mağazanın sahibi de, "Kardeşim, benim mağazamın adı Kapatıyoruz... Yoksa kapattığımız mapattığımız yok" diyor.

Hadi be!

Valla.

Meğer...

"Kapatıyoruz"un sahibi, gitmiş Patent Enstitüsü'ne, markasını "Kapatıyoruz" diye tescil ettirmiş, iyi mi!

Yani, aslında kapattığı mapattığı yok.

Aksine...

Kendini "uyanık" zanneden ahalimiz sayesinde "ciro patlaması" yapmış; İzmir'e sığmıyor, başka şehirlerde yeni yeni "Kapatıyoruz"lar açıyor!

Hatta...

Bazı mobilyacılar da, madem "Açığız,Açığız" dediğimiz halde kimse bize gelmiyor, bari "Kapatıyoruz"a mal verelim, belki oradan üç-beş kazanırız diyor.

İşte Türkiye, tam budur.

Ve, nereye baksanız aynıdır.

15 Ocak 2008 Salı

I Love Pixman !


Pixman’leri se-vi-yo-rummmm..

İlk defa Londra’da görmüştüm onları geçen sene ve ne olduğunu anlayana kadar yanımdan hızla geçiverdi patenli bir pixman...
Tam bu ne derken bir baktım sürüsü arkadan geliyor..
Her birinin önünde aynı markaya ait farklı görseller, ürünler ve sloganlar..
Acayip dikkat çekiciydi..

Sokakta yürüyen ya da paten kayan tercihen iyi görünüşlü erkek ve/veya bayanların önünde ve başlarının üstündeki ekranlarda reklamlar, ürünler,logolar dönüveriyor..

Bu kişileri bir de kalabalık sokaklara ya da alışveriş merkezlerine koydunuz mu..
Bingo..
Bu yepyeni tanıtım platformu tam anlamıyla reklamı müşterinin ayağına götürüyorr..

En çok ne hoşuma gitti biliyormusunuz?
Tanıdığımız ve bildiğimiz mecraların dışında son derece pratik oluşu ve amaca “cuk “ diye oturuşu..

Dijital ve mobil – kablosuz olduğundan hareket kabiliyeti maximumda..
Hani şu billboard’a çıkalım şu açıdan görünüyor ama karşı taraftan gelenler göremez yolun karşına da çıkmak lazım..
Ya da şu dizi arasındaki kuşağa girelim, diğer dizi izleyenleri bir sonraki günkü kuşakta yakalarız ya da hangi gazetelere girsekkk, tirajlar vb.. sorunlar yokkk..

Hangi müşteriyi nerde yakalamak isterseniz tek yapacağınız şey pixman’lerinizi oraya yönlendirmek
Ne diyim..
Bayıldım, bayıldımmm...

Pixmanleri daha fazla görmek istiyorum..

14 Ocak 2008 Pazartesi

Top 100 Business Blogs

Okuyorum, okuyorummm
Takip ediyorum rum rum rum..
Ve karşıma öyle bir şey çıkıyor ki çok mutlu oluyorumm
Sonra vakitsizliğim aklıma geliyor ve yıkılıyorumm :(

Daha takip edilmesi ve okunması gereken o kadar çok şey var ki..
Sıraya koyduğum kitaplar
Favorite’larıma eklediğim bloglar, siteler..
Ama zaman yok işte
Yetişemiyorum..

Dendiği gibi gün 28 hatta 30 saat mi olsa ?
Ya da 7 yerine 2 saat uyusam ama uyumuş kadar mı olsam ??
Bilemiyorum..

Neyse
Takip edebileceğim ve sizlere önerebileceğim liste aşağıda ;

“ Top 100 Business Blogs “

Aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz..
http://www.businessopportunitiesandideas.co.uk/454/the-top-100-business-blogs

Seth Godin, Guy Kawasaki ve nice duayenlere buradan ulaşıp rahat rahat takip edebilirsiniz..
En iyi siteleri önüme koyup takip edip, bari aramaktan zaman kazanayım dedim..

Eh artık kaynak benden zaman yaratması sizden :)

9 Ocak 2008 Çarşamba

Hayatı kolaylaştıran buluşlar - Top 5'im

Eminim bir çoğunuz bunları görmüştür..
Ama benim favori 5’im aşağıda..
Gerçekten çok pratik ve amaca uygun..
Paylaşmak istedim..

1 - Ekmek yanmasın diye içi görünen ekmek kızartma makinesi
Çünkü ne kadar ayarlasanızda hep yanar.. :)



2 - Ellerinize bulaşmasın diye tereyağı kesici
Çünkü bıçakla kesseniz dahi mutlaka ellerinize bulaşır, düzgün kesilmez ve yıkansa da geçmez,ıyykkk..



3 - Düz bir çizgi halinde kesmek için lazerli makas
Çünkü herkes çok çabalar ama kimse düz kesemez ve denedikçe kağıt, resim kesilen her neyse küçücük kalır ve yine de düz köşeli olmaz :)




4 - Tuvalet kapağını açıp kapatmak için pedal

Herşeyden önce hijyenik ve o kadar pratik ki beylerin artık buna üşenmemesi lazım..
Kendi kendine kapanıyor olması da cabası..Artık kapak açık kaldı tartışması yok !



5 - Tekerlekli bank
Benim gibi güneş sevenler için süperr
Hele bir de uzun oturursanız ve güneş açı değiştirirse kalkmak yerine biraz sağa – sola kaydırıp keyfe devam edebilmek en güzeli..tembeller için :)

6 Ocak 2008 Pazar

Ofiste Ofis 3 - 5 ? Bence ııhh


Örnekleri o kadar çok ki..
Alın size isim, reklam ve çizilen hedef kitle ile hiç uyuşmayan bir ürün daha..

Yanlış hatırlamıyorsam ürün Kasım ayında piyasaya çıktı.
Sözlü, yazılı, görsel tüm mecralarda ciddi bir lansman yapıldı

Sonuç satış açısından süperdi..
Ürün ilk haftalarda aşırı talep nedeniyle bir çok yerde tükenmişti ( denemek için ben de soruyordum )
Ve şu anda da büyük market zincirlerinin başköşe raflarını süslüyor..
Ürünle ilgili yapılan satış haberlerinde firmanın satışını iki ayda ikiye katladığı ve kapasiteleri sebebiyle yetişemedikleri üretim adetlerine ulaşabilmeleri durumunda bu rakamın çok daha yukarı çekilebileceği söylendi yetkilileri tarafından.

Yapılan tüketici araştırmaları sonucunda ürünün geliştirilmiş ve ürün isminin bu sonuçlara göre verilmiş olmasına rağmen sonuç bence pazarlama açısından bu kadar merak uyandırması ve ürünün satışını patlatması açısından çok başarılı ama ya ürün ?
Ürün bence ııhh..

Neden biliyormusunuz ?
Ürünün iki çeşidi var
Biri soğanlı diğeri de mevsim yeşillikleri dense de ciddi anlamda sarımsak aromalı
Ayrıca %25 az yağlı olmasına rağmen yağ potansiyeli fena değil ellere bulaşıp kalıyor

Gurme değilim ama ofis ortamlarında sarımsak ve soğan aromalı yiyecek tüketmenin sakıncalarını biliyorum her ofis çalışanı gibi..
Ve yağlı ellerin yıkanmama durumunda klavye, mouse ve kağıtlara bulaşmasını..ııyyykkk
Hele bu ürünü tüketip bir toplantıya falan katılmayı hiç düşünmeyin..Sarımsak ya da soğan kokusu yayma potansiyeliniz yüksek olur..

Ürün bira yanına atıştırmalık olarak ya da maç – film seyrederken gidebilir daha ziyade bu nedenle bu ürünün tüm pazarlamasının hatta ürün isminin ofis ve ofis çalışanları hedeflenerek yapılmış olmasını anlayamadım..

Ürünün %25 az kalori içermesi ve ofis insanlarının öğlen yemeği sonrası saat 15:00 civarlarında şeker düşmesi sebebiyle atıştırma isteğinin doğması ürün adının ve lansmanının buna endeksli olması için yeterli değil..

Bu örnek gibi, lansman sonucunda başarılı bir pazarlama ile ciddi satış başarısı yakalanmış dahi olsa ne olur ürün geliştiren kişiler ürün içeriği, hedef kitlesi ve lansmanına biraz daha dahil olsunlar..
Aksi halde bu tip çelişkili örneklerin artmaması elde değil..

Şahsen ben bir ofis çalışanı olarak daha uyumlu ve tüketilebilir bir ofis arkadaşı arıyorumm :)