9 Haziran 2008 Pazartesi

Kötü taklitlerden sakının !!









2007 senesinde başlayan ve çeşitli çocuk karakterlerinin kullanıldığı "Pınar Beyaz" reklamlarına bayılmıştım..
Özellikle de Okyanus'un oynadığına..

Afacan bir erkek çocuğu Pınar Beyaz'ı bittiğinde "annesine böyle alıyormuş gibi yapıp" arkasından süper text'i patlatıyordu..
"Deliyim di mi ?? " :)

Okyanus'un ses tonu ve yüz ifadesindeki inandırıcılığı çok etkileyiciydi..
O tarihte çoğu insan reklamı,çocuğu ve "Deliyim di mi ?" repliğini konuşuyordu..
Reklam hala ara ara yayınlanıyor ve her gördüğümde sonuna kadar izleyip yüzümde gülümsememin oluşmasını çok seviyorummm..
Güzel ve en önemlisi samimi bir işti bence..

Yaklaşık 10 gün önce televizyon'da inanamadığım bir olayla karşılaştım.
Kanal değiştirirken birden aynı Pınar Beyaz reklamındaki gibi masa başına oturtulmuş ama sevimlilikten oldukça uzak bir erkek çocuğu elinde bir dilim ekmek üzerine kalıp gibi kesilmiş bir peyniri yiyip " Manyak güzel bir peynir " deyince şok oldum..
Ağzım açık kaldı..
Çok kötü bir dejavu yaşamıştım..
Aynı sektörde yer alan Muratbey isimli bir firma yaratıcılıktan uzak olmayı bırakın kötü bir taklit ve çok çirkin duyulan bir text'le karşımdaydı..

Aynı akşam aynı reklama defalarca rastladım.. Şokumu üzerimden atmak ve inanmak istememek adına tekrar tekrar reklam filmini izledim..

Ağzım çıkan tek laf " Yazık " oldu..
Gerçekten firmaya da, bu reklamı çeken ajansa da " Yazık " tan başka söyleyebilecek bir kelime bulamadım..
Sinirlenemedim bile..
Reklam çok kötü ve ucuz bir taklitti..
Bu kadar ufak bir çocuğun ağzından " Manyak " kelimesini o kadar inandırıcılıktan uzak bir şekilde duymak beni acayip rahatsız etti..
Çocukları konu ve hedef alan bir reklamda bu kadar " şahane " bir Türkçe kullanılması ve gelecek nesillere verilen kelime örneklemesinin yanlışlığını tartışmaya gerek dahi duymuyordum..

Derrkeeennn geçtiğimiz haftasonu reklama tekrar rastladım..
Ancak ana tema olarak kullanılan " Manyak güzel bir peynir " lafı sanırım eleştiriler ya da RTÜK müdahalesi ile " Süper güzel bir peynir " olarak değiştirilmişti..
Yine de reklam kötü bir taklit olmaktan öteye gidemedi tabii..

Olmadı.. Olmamıştı..

İşte yine iyi ve kötü - hatta taklit olduğu için çok kötü mü demeli ? - reklam farkı..

Son söz ;
Kötü taklitlerden sakınınnn !!

** Bu reklamlara denk geldiyseniz her ikisinin de hafızanızda yer ettiğine eminim ama tazelemek adına sanırım kısa bir süre için aşağıdaki linklerden onlara ulaşabilisiniz ;


http://www.pinar.com.tr/download/download.asp?assettypeID=6&navID=27

http://www.muratbey.com.tr/

3 Haziran 2008 Salı

Clooney ya da DeVito olmak ??




















Clooney ya da DeVito olmak ??

İlham kaynağım yine Seth Godin :)
Geçenlerde bir yazısında George Clooney ve Danny DeVito’yu örnekleyerek bir yazı yazmış..

Yazı kısacası şu şekilde..

“ Clooney bir film yıldızı, öyle de görünüyor..
Bir yılda on milyonlarca dolar para kazanıyor, Cannes’da takılıyor ve onun gibi olma umudu olanlar ayaklarına dolanıyor..
Danny DeVito ise yaklaşık 1.60 cm uzunluğunda ve penguen rolü için birebir.

Clooney’e benzemediğini hatırlatmak ve bu sebeple aşçı ya da kişisel antrenör olmasının dışında Danny’ye verilebilecek bir kariyer tavsiyesi olabilir mi sizce?

Oysa işin matematiği bize farklı bir yönü gösteriyor..
Şöyle ki Clooney gibi olan kişiler / Clooney gibiler için doğabilecek iş fırsatları oranına baktığımızda Danny için geçerli olabilecek oran çok daha yüksek çıkıyor.
Clooney varken kimse Danny’i, onun işlerini klonlamayı ya da örnek almayı düşünmüyor !!

Herkes Clooney gibi olmaya çabalarken daha az Danny olması sebebiyle Danny’ler için çok daha fazla iş sahası çıkıyor..
Çünkü Danny gibiler çok daha az ( yoksa yok mu ?? soyları mı tükendi?? )

Seth Godin diyor ki ; DeVito’ya yatırım yapın, herkes gibi olmayanlar her zaman fazlasıyla karşılığını verir !

Bayıldım bayıldımmmmmm..
Herkese tavsiyem “ Be like DeVito or invest in DeVito “

Yazının tamamı için ;

http://sethgodin.typepad.com/seths_blog/2008/05/thinking-about.html

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Yaşamak Güzel Şey..


Yaşamak güzel şey doğrusu

Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu...

Melih Cevdet Anday

25 Mart 2008 Salı

Hızlı Yaşamak - mı ?



Diesel’in “ Hızlı Yaşa “ temalı son reklam kampanyası yüzümde normal sayılamayacak tuhaf bir gülümseme yarattı, beğendim, düşündüm...

Koşarken rujunu tazelemeye çalışan bir kadın..
Bir müzeyi son sürat koşarak gezip bir yandan fotoğraf çekmeye çalışan turistler..
Ya da kilisede dua ederken spor yapan bir adam...

Dikkat çekici olması ve ses getirmesi adına tema ekstrem örneklerle resimlenmiş olabilir ancak, aynı anda gerçekleştirdiğimiz eylemler farklılık gösterse de bir çoğumuz dikkatli dönüp baktığımızda karelerde kendimizden bir parça görebiliriz bence...

Hayat o kadar hızlandı, yapılacaklar o kadar çok arttı ve zamanımız o kadar kısıtlandı ki genelde aynı anda 1’den fazla iş yapmaya çalışıyor ve bunun zamanımızı daha verimli kullanmamızı sağlayacağını düşünüyoruz..
Eylemleri nasıl verimsizleştirdiğini hiç durup düşünmüyoruz bile..

Müzeyi son sürat gezmek ve bir yandan fotoğraf çekmeye çalışmak ??
Her 2 eylem de verimsizleşmedi mi ?
Ne gördüklerimizi anlayabilir ne de çektiğimiz resimleri birşeye benzetebiliriz sonuçta..
Tamam, eskiden olduğu gibi bir tablo ya da heykel önünde saatlerce vaktimizi geçiremeyebiliriz belki ama zaman kısıtından dolayı herşeyi bir arada yapmaya çalışırsak elimizdeki sonuç muhtemelen bizi hiç tatmin etmeyecektir..

Hem özel yaşantımızda hem de işimizde genellikle böyle değilmiyiz ?
Arkadaşlarla iş çıkışı yemek yerken ertesi gün yapacağımız ve bizi bekleyen işleri düşündüğümüzden o andaki vaktimizi verimli değerlendirip sohbetten keyif alamıyoruz..
Aynı anda-mecburen- bir çok işi yapmaya çalışıp gün sonunda evimize dönerken o gün neler yaptığımızı tam olarak hatırlamıyoruz..
Elimizde olan önemli bir projeyi sonuçlandırdığımızda çoktan yeni bir projeye giriştiğimiz için başarının keyfini süremiyoruz..

İşin ironik olan kısmı bunu düşünecek vaktimiz dahi olmaması ve bu vakti yaratmaya ihtiyaç duymuyor oluşumuz !!

Hayatın hızlanmış ve her geçen gün daha da hızlanıyor olması bizi zamanımızı verimli kullanmaya itse de ( biz verimli olduğunu düşünüyoruz ) yaşam kalitemizi düşürüyor..
Git gide daha aceleci ve hiçbir şeye yetişemeyen bireylere dönüşüyor, mutsuz oluyoruz..

Hiç koşarken ruj sürülür mü ?
Dua ederken spor yapılır mı ?
Yemek yerken kitap okunur, telefonla konuşurken aynı anda e-mail cevaplanır mı ?

Amaç eylemleri gerçekleştirmek ve bundan fayda sağlamak mı, yoksa yapmış olmak için yapmak mı ?

Geleni yaşamak değil, öncelikle geleni karşılamak, sindirmek, üzerinde düşünmek ve sonrasında yaşamak gerekiyor bence..

Bu noktada 1 dakikalığına bile olsa durmakta, düşünmekte ve daha sağlıklı zaman planlaması ile – mümkünse eylemleri birleştirmeden – yaşamaya çalışmakta fayda olabilir..

Daha kaliteli günler dileğiyle..

24 Mart 2008 Pazartesi

Earth Hour



Yer : Dünya
Tarih : 29 Mart Cumartesi 2008
Saat : 20:00

Küresel ısınmaya karşı harekete geçmek isteyen herkes ışıklarını ve elektrikli aletlerini kapatma eylemine davetli...
Tüm dünyada yapılması planlan “Earth Hour” eyleminin Türkiye’deki öncülüğünü WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) yapıyor.

Geçen yıl 31 Mart 2007 gecesi Avustralya’nın girişimiyle gerçekleşen etkinliğe bu yıl çok daha geniş bir katılım bekleniyor.

Geçen yılki eylemde Sydney’de 2.2 milyon kişi ve 2.100 işyeri ışıklarını 1 saat boyunca kapatmıştı..
Sydney’in sembollerinden olan liman köprüsü ve opera binasının dahi ışıkları söndürüldü, nikah törenlerinde mum kullanıldı...
Bu büyük ortak çaba ile Sydney’in enerji tüketimi 1 saat için %10.2 kadar azaldı.

Türkiye’de en hatırlanan katılım ise İş Kule yönetiminin ışıklarını söndürerek eyleme destek vermesiydi..

Küresel ısınma tehdidi altındayken 1 saat ışık ve elektrikli aletlerden uzak durmak birşey kaybettirmez ama çok şey katabilir düşüncesindeyim..
Özellikle birlikte davranmayı hatırlamamız gereken günlerde..

Ufak da olsa bir destekte bulunmak ve gündelik olaylarla yine unuttuğumuz “küresel ısınma”nın bilincinde olduğumuzu göstermek adına tüm birey ve kurumları karanlığa davet ediyorum..

Daha detaylı bilgi almak isteyenler için ;

http://www.earthhour.org/

3 Mart 2008 Pazartesi

Satış ve pazarlama amaçlı e-postalar


Son bir haftadır teknolojiden iş dışında biraz arınıp kendimi dinlenmeye çekmek adına en azından şahsi e-posta kutuma (inboxx!) bakmayım demiştim..
Dün girdiğimde ne göreyim 2 - 3 özel mesaj ve onlarca tanıtım e-postası..

Kredi kartı avantajları - kampanyaları, kış sezon indirimleri, yeni sezon ürün tanıtımları, " son fırsat kaçırmayın" larla dolu bir posta kutusu..

Yaptığım hareket son derece basit oldu..
Sadece gönderen ve konu kısımlarını çok hızlıca tarayarak - neredeyse tamamının içine hiç bakmayarak !! - hepsini sildim..

Bu hareketim ve çevremde bu maillerden bunalmış kişilerle yaptığım sohbetleri hatırladıktan sonra 4 - 5 ay önce okumuş olduğum ve e-postanın nasıl sağlıklı bir satış ve pazarlama kanalı olarak kullanılabileceğini anlatan yazı geldi aklıma..
Yeniden bir göz gezdirdim..

E-postaları sadece alan değil aynı zamanda hazırlayan insanlar olarak bazı noktaların herşeye rağmen es geçilebildiğini farkedip kendime tekrar tekrar notlar çıkardım..

Bu kadar az maliyetli, doğrudan hedefe ulaşabilen, müşteriyi her an her yerde yakalayabilen bir kanalı kullanmasına kullanalım elbette ama kullanırken hakkını verelim, en verimli hale dönüştürelim istedim..

Gerçekten göndermiş olmak için gönderilmiyor ve e-postalama çalışmasından fayda sağlanmak isteniyorsa herşeyden önce e-posta ile satış ya da pazarlama yapmanın ciddi bir planlama, veritabanı oluşturma, tasarım hazırlatma gibi adımlarla ancak sağlıklı sonuçlar verebileceğinin unutulmaması gerekiyor..

İşte size basit hatırlatmalar..

* E-posta bir satış - pazarlama kanalıdır !!

* E-posta gönderimi yapılan alıcıların izninin alınmış olması gerekir - bu noktada gönderim yapılacak veritabanının satın alınmamış ve şirketinizce oluşturulmuş olması çok önemlidir..

* Doğru hedef kitleye gönderilmelidir - aksi halde alakasız kişilere gönderilmesi durumunda marka ve şirket imajınıza zarar verebilir..

* E-postaların içeriği mutlaka kısa, öz ve anlaşılır olmalıdır - yoksa silinmesi an meselesidir..

* E-postalarda mutlaka dikkat çekici, konuyu en özet halinde sunan vurucu başlıklar kullanılmalıdır - yoksa silinmesi an meselesidir..

* Dikkat çekmesi amacıyla - abartıya kaçılmadan - güzel görsellerle desteklenmelidir - alıcının da ruhunu okşamak görsel zevkine hitap etmek gerekir..

* E-posta içeriğinde tek bir konuya odaklanmalı, tek bir ürün ya da kampanyanın detayı verilmelidir - okuyucunun konuya yabancı olabileceği de söz önünde bulundurularak kafası karıştırılmamalıdır
ve

* E-posta içeriğinde bir indirim, promosyon ya da o kişiye özel ekstra avantajlar sunulmuşsa bunlardan nasıl faydalanabileceği en açık dille anlatılmalıdır - aksi halde gönderim yapılmasının amacı kalmaz..

Okunmadan silinmeyecek ve spam listesine alınmayacak e- posta gönderimleri yapılması dileğiyle.. :)

15 Şubat 2008 Cuma

2008'de trendsiz kalmayınnn..


Dünyanın en büyük reklam ajanslarından biri olan ve marka yaratma - yaşatma tecrübesi 1864 yılına kadar dayanan JWT son birkaç senedir dikkat edilecek trendler listesi hazırlıyor.
Bu liste sene başlarında pazarlama ve reklam yöneticileri ile paylaşılıyor ve o yılın " yükselen değerleri" belirleniyor.
2008 için 80 trend belirlenmiş..

Liste Türkiye'de genelde " 2008 yılında bekar erkekler seks istemeyecek " başlığı altında yayınlanmış olsa da çok daha önemli noktalar var tabii ki !

Listedeki tüm terim ve kavramlara hemen adapte olmak oldukça zor ve bazıları daha detaylı düşünme + bilgi gerektiriyor..

Ancak "meteroseksüel erkek" kavramıyla bizi tanıştıran bu ajasın 2008 trendleri içinde yer alan "Nollywood", "De-teching" , "Mobulimia", "Musicovery" gibi kavramları da pek yakında hayatımıza sokacağından eminim..

Buyrun size liste..

1- DJ Tiesto
2- Afrika (yabancı yatırım ve gelişme)
3- Antibiyotik çarpması
4- Hazır evlilik
5- Pekin 2008
6- Çevreci hareket rengi yeşilin, yerini maviye bırakması
7- Beyin egzersizleri
8- İngiliz oyuncu Keira Knightley
9- Karbon vergisi
10- Çinli engelli koşucu Liu Xiang
11- Klasik müzik sanatçısı Gustavo Dudamel
12- İklim gezmesi
13- Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy
14- Eskilerin tekrar tekrar gündeme gelmesi (Indiana Jones, The Cure vs)
15- Kooperatif tüketim
16- Oturma odasında geçirilen zamanın artması
17- Ülkelerin markalaşması (Umman, Endonezya vs.)
18- Tasarımcı Philip Lim
19- De-teching (teknolojiden arınma
20- DNA temelli egzersiz
21- E-clutter (elektronik çöp yığını) ve e-clutter danışmanları
22- Ekolojik yorgunluk
23- E-mail etiketleri
24- Facebook intiharları
25- Moda markası Vena Cava
26- Yabancı hükümetlerin ABD şirketlerinde artan yatırımları (Çin, Birleşik Arap Emirlikleri)
27- Game 3.0 (kullanıcılar tarafından üretilen global oyun evreni)
28- Google Android
29- Gossip Girl dizisi
30- GPhone (akıllı mobil telefon)
31- Yeşil düğünler
32- Sex and the City'nin sinema filmi
33- Hibrid taksiler
34- Hip-hop retro çocuklar
35- Hedge fon müdürlerinin zorunlu mütevazılaşması
36- Hintli aktris Deepika Padukone
37- Entelektüel lüks
38- 'İçindekiler'e dikkatle bakılması
39- Japon tasarımları (Tsumori Chisato,Uniqlo, Muji vs.).
40- Yeni statü aksesuarları olarak mutfak aletleri
41- Lifestyle belirleyicileri
42- Rujun dudak parlatıcısının pabucunu dama atması
43- 'Sekse hayır' diyen bekâr erkekler
44- Mobil teknolojinin patlaması
45- Mobulimia (teknolojik cihaz bağımlılığı)
46- Kayıtlı müziğin farkındalık yaratmak için kullanılıp konser ve diğer mecralardan para kazanılması
47- Musicovery (moduna göre müzik)
48- Myanmar
49- Nollywood (yükselen Nijerya sineması)
50- Ukrayna ve diğer Doğu Bloku ülkelerine outsourcing
51- Pakistanlı politikacı Benazir Butto
52- Pantone 18-3943 (Renk otoritesi Pantone, 2008 yılının rengini blue iris olarak belirlemiş)
53- Ofise getirilen evcil hayvanlar
54- Prius evler (çevreci evler)
55- Radikal şeffaflık
56- Radiohead tekrarları (kendi müziğinin fiyatını kendin belirle)
57- Geri dönüşümün modada kullanılması (Nau, Gary Harvey vs.)
58- Yeni bencillik: Bensizlik
59- Online yüksek eğitim
60- Shiny Toy Guns müzik grubu
61- Mangadan esinlenen kıyafetler
62- Beklenmedik yerlerde kayağa gitmek (Kaşmir, Japonya, Rusya, Kore)
63- Skype üzerinden seks
64- Akıllı arabalar Amerikan şehirlerinde...
65- SNS (social network service-sosyalleşme siteleri) marka grupları
66- Şarap yerine tekila
67- Staycation (Corner Gas isimli Amerikan televizyon dizisinde yaratılmış bir kavram olan 'staycation', evde tatil yapmak anlamına geliyor. Bir başka deyişle, insanın çalıştığı şirketten yıllık izin alıp, bu izni evde geçirmesi)
68- Sturking (Sosyal ağ sitelerinde kullanılan bu yöntemle, kafaya taktığınız kişinin bütün arkadaşlarını ve bütün arkadaşlarının da bütün arkadaşlarını teker teker inceliyorsunuz)
69- Amerikalı jimnastikçi Shawn Johnson
70- İspanyol aktör Javier Bardem
71- The N-11 (Goldman Sachs yatırım bankasının 'next eleven', yani 'geleceğin 11'i' adını taktığı, yatırım ve gelişme açısından gelecek vaat eden ülkeler. Bu ülkeler Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Meksika, Nijerya, Pakistan, Filipinler, Güney Kore, Türkiye ve Vietnam olarak sıralanıyor)
72- Mobil ekranın televizyon ekranının yerini alması
73- Trans-ertainment
74- Amerika seçimleri
75- Vekâleten tüketim
76- Video Oyunları Olimpiyatı
77- Sanal hediye
78- Genç internet yapımcısı olma özentisi (Mark Zuckerberg taklitleri)
79- Zayıf dolar-güçlü avro
80- Aldatan kadınlar

9 Şubat 2008 Cumartesi

Sizin tavan yüksekliğiniz ne kadar ?



Uzun seneler önce okuduğum ve geçenlerde tekrar karşıma çıkan bir deney var..

Insanın okudukları yaşadıkları ile zamanla şekillenir ya, bu sefer çok etkilendim bu deneyin sonuçlarından ve sonuçtan çıkartılması gereken dersten..

Kendimi ve çevremdeki bir çok insanı pirelerle özdeşleştirebildiğim için muhtemelen :)

Özet olarak bu deneyden çıkartabileceğimiz sonuçlara gelirsek ;

•İş ya da özel her zaman her konuda ve yaşanan her sorunda bir çıkış yolu olmasına rağmen kendi yarattığımız çemberin içine hapsolup kendimizi ve hayellerimizi sınırlamayalım..

•İnsanlar tecrübeleri ve inandıklarına denkse, yapabileceklerimiz düşündüklerimiz kadarsa,düşünce dağarcığımızı asla sınırlamayıp, tecrübelerimizin bize engel olmasına müsade etmeyelim..

•Ve en önemlisi gelebileceğimize inandığımız en üst nokta cam tavanımız ise, onu olabildiğince yüksek tutmaya bakalım..

Herkese daha özgür ve engelsiz günler dileğiyle..

Buyrun size deneyin detayları ;

Cam Tavan – Pire Sendromu

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler.

1 avuç pire toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.

Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ancak tavandaki cama çarparak düşerler.

Zemin sıcak olduğu için tekrar zıplarlar ve tekrar cama çarparlar.

Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler.

Defalarca cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.

Artık hepsinin 30 cm’den az zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır...( iş burada başlıyor !! )

Zemin tekrar ısıtılır.

Tüm pireler eşit yükseklikte, yine 30 cm’e kadar zıplarlar!

Bu sefer üzerlerinde cam engel yoktur ve daha yükseğe zıplayıp aslında fanustan çıkma fırsatları vardır ancak buna hiç cesaret edemezler.

Cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı ‘hayat dersi’ne sadık halde yaşamaya devam etmeyi seçerler.

Kaçamazlar.

Çünkü engel artık zihinlerindedir.


Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm’den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.

Bu pirelerin yaşadıklarına ‘cam tavan sendromu’ denir.

1 Şubat 2008 Cuma

Söz..


Seth Godin diyor ki ;

“ Pazarlama, sözleri vermek ve onları mutlaka yerine getirmektedir.”

Hayatın her noktasında gerçekleştirebileceğimizin üzerinde sözler vermek fazlasıyla kolay..

Verilen sözleri biraz yontup, beklentinin aynısı olmasa da ona çok yakın olanı sunmakta ne zarar olabilir ki, kim farkeder ki ? Sakın demeyin !!
Beklentiyi karşılayamamak hayal kırıklığı yaratır ve beklentileri karşılanmayan, aldığı sözler tutulmayan kişi hele bir de müşteriniz ise bunu mutlaka farkederrr..

Bir çok şirket müşterilerine sözler veriyor..
Sözlerini yerine getirebilmek için potansiyellerinin çok üzerinden çalışmak zorunda kalabiliyor..
Ancak bu çalışmalar sonucunda, verdikleri sözü tutamıyor ve sadece çok yaklaşabiliyorlar.. Yani boşuna harcanan zaman, bütçe ve emek...
Ve tabii mutsuz müşteriler..

Eğer satış yapmak için gerçekleştiremeyeceğiniz bir söz veriyorsanız, buna sakın zahmet etmeyin..
Tam tersi makul davranarak beklentilerin ya da verdiğiniz sözlerin üzerinde bir sonuç yaratın ki, karşılığında %100 müşteri memnuniyeti sağlayın..


Bunun sonucunda olumlu geri dönüşlerin hem size hem de müşterinizin çevresine ne kadar hızla yayıldığına inanamayacaksınız !!

İnanmak için bunu hemen kendin üzerinizde deneyin..
Müşteri olduğunuzu ve beklentinizin üzerinde ürün, hizmet almayı ne kadar sevdiğinizi, bunu başaran kişi - kurumlara nasıl gönül bağı ile bağlandığınızı mutlaka farkedeceksiniz..

31 Ocak 2008 Perşembe

Le Grand Bleu



Luc Besson filmlerini severimm..
Hele bir de Jean Reno işin içine girince değmeyin keyfe :)

1998 yapımı " Le Grand bleu - The Big Blue - " filmini bu haftasonu izleme şansı buldum..
Aslında ambalaj takıntılı bir insan olduğumdan :) metal olan dvd kabına vurulup elime almıştım..

Konuya girmeyeceğim ama şu soğuk kış günlerinde güneşi, sahili, denizi ve deniz altını özleyen herkese şiddetle tavsiye ederim..

Uzun bir film olmasına rağmen son derece kolay, keyifli izlenen ve sinirlere iyi gelen bir film :)..
Terapi gibiydi..
Herşeyi tamam bir filmdi..

Kısacası izleyin iyi gelirr..
Şu günlerde D&R'lardan satın alabilirsiniz sanırım..

Keyifli seyirler..

Daha fazla bilgi için ;

http://www.imdb.com/title/tt0095250/

Nike ve “ Yaradan “ ??



Olmadı..

En baştan beri olmamıştı..

Nihayet 27.01 tarihinde Nike kampanyayı geri çekmeye karar verdi, çok doğru bir hareketti ama bence çok geç kalınmıştı..

En baştan böyle bir pazarlama hatası yapılmamalı, bu kadar temayla – hedef kitleyle ve ürünle bağdaşmayan bir slogan kullanılmamalıydı..

Burhan Çaçan’ın bir türküsünden esinlenildiği ise asla ve asla ifade edilmemeliydi..

Son dönemlerdeki “ muhafazakarlık” rüzgarına asla kapılınılmamalıydı..

Günlerce gazeteler yazdığı için okuyanınız mutlaka vardır kısaca özetlemek gerekirse ;

Nike bahar kampanyasının teması olarak ABD ve Avrupa ülkelerinde, "Yes to shaking what your mama gave you" (Annenin sana verdiklerini çalkalamaya evet) sloganını kullanmış, bu sloganı - hangi akıl, mantık ve ihtiyaç çerçevesinde olduğunu anlayamadığım bir şekilde - Türkiye’de "Yaradanın verdiklerini çalkalamaya evet" olarak uyarlamıştı.

Bu uyarlama yeterince ses getirmişti zaten ama firmanın pazarlama yetkililerinin yaptığı son bir bağdaştırma olayı renklendiren ! son nokta oldu..

Bu sloganı uyarlarken 1987 senesine ait bir Burhan Çaçan eseri olan “ Yaradana yaradana “ türküsünden etkilenildiği ifade edilmiştiii ???

Ürünle, şirket politikasıyla, hedef kitle ve yaş grubu ile bu kadar örtüşmeyen kampanya lansmanlarına az rastlanır bence..

Üstelik işin bu kadar büyük, çok uluslu, kampanya tecrübesi olan ve popüler bir markada olması, bu hataların yapılabilmesi inanılmaz..

Nike bir spor ürünleri şirketi olduğunu, kampanya politikalarını, hedef kitlesini ve yaş grubunu hiç düşünmeyerek şirket imajından son derece uzak bir profil çizmiş ve bunu kendi içinde hazmedemeden lanse etmişti...

İyice düşünülmeden, tartılmadan çıkılan kampanyalar ve yerelleştirilen sloganlar hazımsızlık yaratıp, mideye oturabilir.
En önemlisi markanızı, imajınızı bozabilir..

Bu çok çok iyi ( kötü mü demek lazımm ?? ) ve kimsenin unutmaması gereken bir vaka bence..

Amannn dikkat !!

23 Ocak 2008 Çarşamba

Kapatıyoruz !


Hepimiz aynı değilmiyiz ?

İndirim ya da mağaza kapanış yazısı gördüğümüzde ihtiyaç kavramını tamamen unutup – en kötü ihtimalle Ayşe’ye ya da alt komşuma hediye ederim düşüncesiyle - kendimizden geçip sağa sola saldırıp “ ucuza “ mal almış olmanın mutluluğunu yaşamıyormuyuz ?
Yaşıyoruzzz..

Bununla övünüp “ ay şekerim kapatıyormuş yok pahasına aldım valla “ diyip bir de bu yönümüzle övünmüyormuyuz ?
Övünüyoruzzzz..

Bu arada kredi kartı ekstremizde biriken meblağları görmüyor, o ürünün dışarda daha ucuza bulunabilme ihtimalini düşünmüyor ya da - en önemli noktadır -aldığımız ürünü aslında neden, ne amaçla ve hangi ihtiyacımıza yönelik aldığımızı bilmiyoruz..
Amannn kimin umurunda?
Ucuz mu ?
Ucuzz !!
İşin sihri burada..

Sadece Türk değil tüm tüketicilerin alışveriş alışkanlarında indirim - mağaza kapanış – işyeri tasfiyesi gibi kavramların ne kadar etkili olduğuna dair süper bir örnek var aşağıda Yılmaz Özdil’in kaleminden..

İşyeri sahibine uyanık demekten öte söyleyecek bir söz bulamıyorum..
Ancak iş etiği tartışılır tabii..

Buyrun..

Kapatıyoruz!

İZMİR'de bir mağaza...

Mobilyacı.

Devasa binası var.

Üzerinde, insan boyunda, kocaman harflerle "Kapatıyoruz" yazıyor.

"Kapatıyoruz"u gören...

Hemen içeri dalıyor.

Niye?

Niye olacak...

"Batan geminin malları" hesabı, "piyasanın en uygunu" olsa olsa, odur.

Bir ay geçiyor.

İki ay geçiyor.

"Kapatıyoruz" yazan mağaza, hıncahınç dolu, şakır şakır mal satıyor... "Açığız" yazan mağazalar, sinek avlıyor.

Üç ay geçiyor.

Dört ay geçiyor.

Mobilyacılar Odası, öbür mağazaların şikáyeti üzerine, "Kapatıyoruz" yazan mağazaya gidiyor, "Kardeşim, kapatıyoruz kapatıyoruz diyorsun, kapattığın mapattığın yok" diyor.

"Kapatıyoruz" yazan mağazanın sahibi de, "Kardeşim, benim mağazamın adı Kapatıyoruz... Yoksa kapattığımız mapattığımız yok" diyor.

Hadi be!

Valla.

Meğer...

"Kapatıyoruz"un sahibi, gitmiş Patent Enstitüsü'ne, markasını "Kapatıyoruz" diye tescil ettirmiş, iyi mi!

Yani, aslında kapattığı mapattığı yok.

Aksine...

Kendini "uyanık" zanneden ahalimiz sayesinde "ciro patlaması" yapmış; İzmir'e sığmıyor, başka şehirlerde yeni yeni "Kapatıyoruz"lar açıyor!

Hatta...

Bazı mobilyacılar da, madem "Açığız,Açığız" dediğimiz halde kimse bize gelmiyor, bari "Kapatıyoruz"a mal verelim, belki oradan üç-beş kazanırız diyor.

İşte Türkiye, tam budur.

Ve, nereye baksanız aynıdır.

15 Ocak 2008 Salı

I Love Pixman !


Pixman’leri se-vi-yo-rummmm..

İlk defa Londra’da görmüştüm onları geçen sene ve ne olduğunu anlayana kadar yanımdan hızla geçiverdi patenli bir pixman...
Tam bu ne derken bir baktım sürüsü arkadan geliyor..
Her birinin önünde aynı markaya ait farklı görseller, ürünler ve sloganlar..
Acayip dikkat çekiciydi..

Sokakta yürüyen ya da paten kayan tercihen iyi görünüşlü erkek ve/veya bayanların önünde ve başlarının üstündeki ekranlarda reklamlar, ürünler,logolar dönüveriyor..

Bu kişileri bir de kalabalık sokaklara ya da alışveriş merkezlerine koydunuz mu..
Bingo..
Bu yepyeni tanıtım platformu tam anlamıyla reklamı müşterinin ayağına götürüyorr..

En çok ne hoşuma gitti biliyormusunuz?
Tanıdığımız ve bildiğimiz mecraların dışında son derece pratik oluşu ve amaca “cuk “ diye oturuşu..

Dijital ve mobil – kablosuz olduğundan hareket kabiliyeti maximumda..
Hani şu billboard’a çıkalım şu açıdan görünüyor ama karşı taraftan gelenler göremez yolun karşına da çıkmak lazım..
Ya da şu dizi arasındaki kuşağa girelim, diğer dizi izleyenleri bir sonraki günkü kuşakta yakalarız ya da hangi gazetelere girsekkk, tirajlar vb.. sorunlar yokkk..

Hangi müşteriyi nerde yakalamak isterseniz tek yapacağınız şey pixman’lerinizi oraya yönlendirmek
Ne diyim..
Bayıldım, bayıldımmm...

Pixmanleri daha fazla görmek istiyorum..

14 Ocak 2008 Pazartesi

Top 100 Business Blogs

Okuyorum, okuyorummm
Takip ediyorum rum rum rum..
Ve karşıma öyle bir şey çıkıyor ki çok mutlu oluyorumm
Sonra vakitsizliğim aklıma geliyor ve yıkılıyorumm :(

Daha takip edilmesi ve okunması gereken o kadar çok şey var ki..
Sıraya koyduğum kitaplar
Favorite’larıma eklediğim bloglar, siteler..
Ama zaman yok işte
Yetişemiyorum..

Dendiği gibi gün 28 hatta 30 saat mi olsa ?
Ya da 7 yerine 2 saat uyusam ama uyumuş kadar mı olsam ??
Bilemiyorum..

Neyse
Takip edebileceğim ve sizlere önerebileceğim liste aşağıda ;

“ Top 100 Business Blogs “

Aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz..
http://www.businessopportunitiesandideas.co.uk/454/the-top-100-business-blogs

Seth Godin, Guy Kawasaki ve nice duayenlere buradan ulaşıp rahat rahat takip edebilirsiniz..
En iyi siteleri önüme koyup takip edip, bari aramaktan zaman kazanayım dedim..

Eh artık kaynak benden zaman yaratması sizden :)

9 Ocak 2008 Çarşamba

Hayatı kolaylaştıran buluşlar - Top 5'im

Eminim bir çoğunuz bunları görmüştür..
Ama benim favori 5’im aşağıda..
Gerçekten çok pratik ve amaca uygun..
Paylaşmak istedim..

1 - Ekmek yanmasın diye içi görünen ekmek kızartma makinesi
Çünkü ne kadar ayarlasanızda hep yanar.. :)



2 - Ellerinize bulaşmasın diye tereyağı kesici
Çünkü bıçakla kesseniz dahi mutlaka ellerinize bulaşır, düzgün kesilmez ve yıkansa da geçmez,ıyykkk..



3 - Düz bir çizgi halinde kesmek için lazerli makas
Çünkü herkes çok çabalar ama kimse düz kesemez ve denedikçe kağıt, resim kesilen her neyse küçücük kalır ve yine de düz köşeli olmaz :)




4 - Tuvalet kapağını açıp kapatmak için pedal

Herşeyden önce hijyenik ve o kadar pratik ki beylerin artık buna üşenmemesi lazım..
Kendi kendine kapanıyor olması da cabası..Artık kapak açık kaldı tartışması yok !



5 - Tekerlekli bank
Benim gibi güneş sevenler için süperr
Hele bir de uzun oturursanız ve güneş açı değiştirirse kalkmak yerine biraz sağa – sola kaydırıp keyfe devam edebilmek en güzeli..tembeller için :)

6 Ocak 2008 Pazar

Ofiste Ofis 3 - 5 ? Bence ııhh


Örnekleri o kadar çok ki..
Alın size isim, reklam ve çizilen hedef kitle ile hiç uyuşmayan bir ürün daha..

Yanlış hatırlamıyorsam ürün Kasım ayında piyasaya çıktı.
Sözlü, yazılı, görsel tüm mecralarda ciddi bir lansman yapıldı

Sonuç satış açısından süperdi..
Ürün ilk haftalarda aşırı talep nedeniyle bir çok yerde tükenmişti ( denemek için ben de soruyordum )
Ve şu anda da büyük market zincirlerinin başköşe raflarını süslüyor..
Ürünle ilgili yapılan satış haberlerinde firmanın satışını iki ayda ikiye katladığı ve kapasiteleri sebebiyle yetişemedikleri üretim adetlerine ulaşabilmeleri durumunda bu rakamın çok daha yukarı çekilebileceği söylendi yetkilileri tarafından.

Yapılan tüketici araştırmaları sonucunda ürünün geliştirilmiş ve ürün isminin bu sonuçlara göre verilmiş olmasına rağmen sonuç bence pazarlama açısından bu kadar merak uyandırması ve ürünün satışını patlatması açısından çok başarılı ama ya ürün ?
Ürün bence ııhh..

Neden biliyormusunuz ?
Ürünün iki çeşidi var
Biri soğanlı diğeri de mevsim yeşillikleri dense de ciddi anlamda sarımsak aromalı
Ayrıca %25 az yağlı olmasına rağmen yağ potansiyeli fena değil ellere bulaşıp kalıyor

Gurme değilim ama ofis ortamlarında sarımsak ve soğan aromalı yiyecek tüketmenin sakıncalarını biliyorum her ofis çalışanı gibi..
Ve yağlı ellerin yıkanmama durumunda klavye, mouse ve kağıtlara bulaşmasını..ııyyykkk
Hele bu ürünü tüketip bir toplantıya falan katılmayı hiç düşünmeyin..Sarımsak ya da soğan kokusu yayma potansiyeliniz yüksek olur..

Ürün bira yanına atıştırmalık olarak ya da maç – film seyrederken gidebilir daha ziyade bu nedenle bu ürünün tüm pazarlamasının hatta ürün isminin ofis ve ofis çalışanları hedeflenerek yapılmış olmasını anlayamadım..

Ürünün %25 az kalori içermesi ve ofis insanlarının öğlen yemeği sonrası saat 15:00 civarlarında şeker düşmesi sebebiyle atıştırma isteğinin doğması ürün adının ve lansmanının buna endeksli olması için yeterli değil..

Bu örnek gibi, lansman sonucunda başarılı bir pazarlama ile ciddi satış başarısı yakalanmış dahi olsa ne olur ürün geliştiren kişiler ürün içeriği, hedef kitlesi ve lansmanına biraz daha dahil olsunlar..
Aksi halde bu tip çelişkili örneklerin artmaması elde değil..

Şahsen ben bir ofis çalışanı olarak daha uyumlu ve tüketilebilir bir ofis arkadaşı arıyorumm :)